Cuma, Aralık 15

Cuma, Ekim 20

duvarlardan bahsetmiştik,
eşiklerden..
bakmaktan usandığımız aynalardan...

sonra yollardan, yolculuk hayallerinden,
ihtimallerden...

gelenlerden, gidenlerden..
gelemeyen ve gidemeyenlerden..
hatta, gelme ihtimali olmasına rağmen,
GELMEYENLERDEN...


.....
Otur da iki lafın belini kıralım diyor bir şiir. İçinden rüzgar geçen mevsimlerden birindeyiz. Gözümüze giriyor martı çığlıkları. Sesimizin çıtı çıkmazlarda...

Sonra... Uzun uzun yürümüşüz. Yorulmuş, bir banka oturmuşuz. Ayağımıza dolanmış hayaller.. Biz susmuşuz...




















Mutlu musun ? diye sordu Nejat abi.
Konunun eninde sonunda mutluluğa geleceğini bildiğim çay bahçesinde oturmuş çay içiyorduk.  
Mutlu değilim, ben pek mutlu olmam, yani çok az mutlu olurum, dedim. Mesela, aradığım şu kitabı bulursam çok mutlu olacağımdan eminim, diye devam ettim.
Sana o kitabı bulucam, dedi.
Sonra tren rayları gibi yürüyüp gittik..
...

Evin balkonunda yeni aldığım turuncu renkli sandalyede oturup sigara içtim. Evin önündeki, ne ağacı olduğunu bilmediğim ağaca yuva yapan karganın sesi duyuluyordu. 



Perşembe, Ekim 19

Hızlı hızlı yürümeye başladığımda hatırladım; normalde yavaş yürürüm ben v.2

(Hayır hayır, bu bir yarış öyküsü değil !
Hatta, öykü bile değil !!!)

İçtiğim ilaçtan mı bilmiyorum, yıllar evvel bilardo şampiyonasında 3 bant oynarken yaptığım falsolu vuruşlar geldi bak aklıma. Reşit olmadığımı söylememe rağmen bile bile şampiyonaya sokmuşlar, reşit değilim diye de şampiyon yapmamışlardı. Orospu çocukları... 
Hepiniz çıkarcı, sömürgeci pezevenklersiniz diye bağırmıştım. Mekanın sahibi müşterilerini peşimden sürükleyip götürecem diye vicdan yapıp beleşe 1 ay bilardo oynayabileceğimi söylemişti bana. O günden sonra bir daha ne bilardo oynadımdı ne de o mekanın sokağından geçtimdi. 

Kinci değilim ama sömürüye oldum olası karşıyım !


























Hızlı hızlı yürümeye başladığımda hatırladım; normalde yavaş yürürüm ben v.1

(Hayır hayır, bu bir kaçış öyküsü değil ! Hatta, öykü bile değil !!!)

Ne desem ki ?
Burada, gecenin bi vakti, hiç hesapta yokken, aniden bastıran tipiye tutulduğumdan mı bahsetsem? Bilemedim..

Tipi değil de, tipiden önce bi sıcaklıyor bi sakinliyor ya hava. Hatta şeker hamuru gibi bi koku duyuluyor; böyle vanilinli vanilinli, buluttan bal damlıcak gibi..
İşte, bu sıralar hava tam da öyle. Önce mutlu mesut, bal bal.. sonra da acı acı dikenlerini batırıyor kaba etime.

Hep ama hep...

Gün ayarken


...
Karanlığın içinden sızmaya çabalıyoruz, sabah'a.


Pazar, Mayıs 8

Ritüel

B. aradı. Dun. Gece. Tedirgindi. Kelimeleri ağzının icinde yuvarlıyor, ama bir türlü nereden başlayacağını bilemiyor gibiydi. Üç gün önce, Çiğdem'in yeri'nde çay içerken de böyleydi. O gün beklediğim gibi yine bekledim.

Üç gündür konuşmamamızın yarattığı boşlukları dolduran, derince bir nefes aldığını duyumsadım. Bekledim. Darağacında, boynunda iple, ölümü bekler gibi; biri gelip şu sandalyeye vursun da öleyim gibi; bıktım artık sizin bencil kararlarınızdan diye sayıklayar gibi.. Bekledim.

Son bir nefes alış sesi duyuldu ahizeden. Belli ki hazırdı artık. Kelimeler ağız çeperlerine çarpmadan, daha duru, katıksız gelecekti demek. Demek, günlerdir süregelen bu karar anı -sonucu ne olursa olsun- böyle, telefonda, kokusuz, tatsız olacaktı...

Uzunca bir süre dinledim. Dinlerken, noktasız, virgüllerle dolu sözcükleri bir bir hafızamdaki yerlerine oturttum. Anlamlarını da, kendilerine kavuşmayı beklercesine bir köşeye fırlattım.
Uzayan, uzadıkça bitmeyecek sanılan bir sessizlik oldu-yine- bir boşluk; insanı huzursuzlaştıran, bekleme sırasının yer değiştirdiğini belli eden bir boşluk..

Sigaramdan bir nefes çektim. Sigara dumanının, sessizliğin üzerini örten sesi yankılandı. Sonra, benim şu meşhur Ford ile Ferrari hikayem döküldü ortaya. Böylece, sessizlik de yerini değiştirmiş...

Suçluluk duygusunun boğazda takılıp kalmasına benzer bir hışırtıyla duyuluyordu artık kelimeler. Sigara içmeye devam ediyordum ben. Böyle zamanlarda en fazla üç sigara içerdim. Ritüelim olmuştu.

Biri, olanlar için, biri, olmasını isteyip olmayanlar için, biri de, artık ne yapsak da olamayacaklar için..

Sıkılma, her şey olacağına varır; biz, olamayacağına vardık, dedim.

(Bu da bir şeydi !)


Pazartesi, Nisan 25

Dostum N.,

Sözün sözdür, bilirim
Yapmacıksız, çıkarsız..
Sevdaya sarılır, aşka örtülür bedenin
Duyguyla korumalı..
Saf, ölçülü ve hesapsız..
Aşkla dolu..
Onu da bilirim.


Hani demişsin ya :
"Boynunda tasma ve zincir olan bir sevda ne kadar özgür koşabilirse o kadar özgür..." diye.


Elimiz kolumuz bağlıdır bizim
Sevdamız tutsak !


Oysa sevda kuş gibidir dostum. Özgür olmak, uçmak ister. Zincire vurursan çırpamaz kanadını. Uçamaz. Ölür. Bizim ölümümüz de bundandır işte.


Ve belki de yaşam, başka yerde !..

Tüm kalbimle...

Perşembe, Aralık 24

Gitmek. ..
Herşeyi, herkesi
Yüzüstü bırakarak,
Çekip gitmek...

Gitmek. ...



"Yolların çatallandığı noktaya vardığında, insan kararsızlıkla uzun bir süre duraklar. Önünde uzanan bin bir olasılığı tartarken kafasını kaşımaktadır. İyice ölçüp biçtikten sonra tam sola sapmaya karar vermişken, aslında bir süredir sağdaki yolda ilerlemekte olduğu çakar kafasında. Öteki yola geri dönecek takati kalmamıştır o anda, iş işten geçmiştir. Yoluna devam eder. Zaman bilinçsiz seçimini haklı çıkaracaktır kuşkusuz."

Münir Göle - Sarı Zarf