Perşembe, Aralık 21

"Öykünü, ancak, onları dinledikten sonra yazabilirsin." Edgü

Kaptanı, gece yarısı, güvertede, yetmişlik rakı şişesini yarılamışken buldu yolcu. Yalnızdı. Kaptan, yolcunun gelmesiyle, zulaladığı meyve tabağını ve rakı kadehini çıkardı masaya; içer misin diye sormadan da boş kadehi doldurdu. Yolcuya bakmadan eliyle yanındaki tabureyi işaret etti, otursun diye. Oturdu yolcu; kısa bi sessizlik anından sonra ne yapacağını bilemeden ve ne yaptığını da bilmeden meyve tabağındanki armudu parçalamaya başladı. Kaptan, kan çanağı gözleriyle, onu ve parça pinçik bölünmüş armudu süzdü.. 


Ne kadar geçti bilinmez, kıyıdan, sahil lokantalarından birinde Sezen Aksu'nun Biliyorsun isimli şarkısı çalmaya başladı sonra. Kaptan ve yolcu işte o esnada bakıştılar, uzun uzun ve hasretle...

O gece, o sofrada çok şey konuşuldu ama tek bir kelime dahi duyulmadı..

Cuma, Aralık 15

Cuma, Ekim 20

duvarlardan bahsetmiştik,
eşiklerden..
bakmaktan usandığımız aynalardan...

sonra yollardan, yolculuk hayallerinden,
ihtimallerden...

gelenlerden, gidenlerden..
gelemeyen ve gidemeyenlerden..
hatta, gelme ihtimali olmasına rağmen,
GELMEYENLERDEN...


.....
Otur da iki lafın belini kıralım diyor bir şiir. İçinden rüzgar geçen mevsimlerden birindeyiz. Gözümüze giriyor martı çığlıkları. Sesimizin çıtı çıkmazlarda...

Sonra... Uzun uzun yürümüşüz. Yorulmuş, bir banka oturmuşuz. Ayağımıza dolanmış hayaller.. Biz susmuşuz...




















Mutlu musun ? diye sordu Nejat abi.
Konunun eninde sonunda mutluluğa geleceğini bildiğim çay bahçesinde oturmuş çay içiyorduk.  
Mutlu değilim, ben pek mutlu olmam, yani çok az mutlu olurum, dedim. Mesela, aradığım şu kitabı bulursam çok mutlu olacağımdan eminim, diye devam ettim.
Sana o kitabı bulucam, dedi.
Sonra tren rayları gibi yürüyüp gittik..
...

Evin balkonunda yeni aldığım turuncu renkli sandalyede oturup sigara içtim. Evin önündeki, ne ağacı olduğunu bilmediğim ağaca yuva yapan karganın sesi duyuluyordu. 



Perşembe, Ekim 19

Hızlı hızlı yürümeye başladığımda hatırladım; normalde yavaş yürürüm ben v.2

(Hayır hayır, bu bir yarış öyküsü değil !
Hatta, öykü bile değil !!!)

İçtiğim ilaçtan mı bilmiyorum, yıllar evvel bilardo şampiyonasında 3 bant oynarken yaptığım falsolu vuruşlar geldi bak aklıma. Reşit olmadığımı söylememe rağmen bile bile şampiyonaya sokmuşlar, reşit değilim diye de şampiyon yapmamışlardı. Orospu çocukları... 
Hepiniz çıkarcı, sömürgeci pezevenklersiniz diye bağırmıştım. Mekanın sahibi müşterilerini peşimden sürükleyip götürecem diye vicdan yapıp beleşe 1 ay bilardo oynayabileceğimi söylemişti bana. O günden sonra bir daha ne bilardo oynadımdı ne de o mekanın sokağından geçtimdi. 

Kinci değilim ama sömürüye oldum olası karşıyım !


























Hızlı hızlı yürümeye başladığımda hatırladım; normalde yavaş yürürüm ben v.1

(Hayır hayır, bu bir kaçış öyküsü değil ! Hatta, öykü bile değil !!!)

Ne desem ki ?
Burada, gecenin bi vakti, hiç hesapta yokken, aniden bastıran tipiye tutulduğumdan mı bahsetsem? Bilemedim..

Tipi değil de, tipiden önce bi sıcaklıyor bi sakinliyor ya hava. Hatta şeker hamuru gibi bi koku duyuluyor; böyle vanilinli vanilinli, buluttan bal damlıcak gibi..
İşte, bu sıralar hava tam da öyle. Önce mutlu mesut, bal bal.. sonra da acı acı dikenlerini batırıyor kaba etime.

Hep ama hep...

Gün ayarken


...
Karanlığın içinden sızmaya çabalıyoruz, sabah'a.